21/11/2008 · Kategori: Kirik Testi

Fatiha, En Güzel Duadır

Dua okuyacağım zaman bir hadisi şeriften istinbatla Fatiha Sûresi'ni okuyorum; sonra da (meâlen) "Allah'ım, işte bu şifa vesilesi Fatihadır; Sen de Şâfî'sin, şifa veren yalnız Sensin. Senden başka şifâ verebilecek kimse ve Senin şifandan başka da şifa yoktur. Hastalığımı gider; bu derdime deva ver. Hastalıktan hiçbir eser bırakmayacak bir şifa nasip et." diyorum.

Evet, en güzel dua Fatiha'dır. Samimi bir kalble hangi hastalığa okunursa okunsun biiznillah şifa vesilesi olur. Zaten, Fatiha'nın isimlerinden biri de Şâfiye'dir. Ayrıca, yirmi kadar başka isimleri de vardır. Mesela, namazda okunması vacip olduğundan Sûretu'sSalât; başlı başına yeterli olduğundan Vâfiye ve Kâfiye; bütün sûrelerin aslı ve özü durumunda olduğundan Ümm'ülKitab ve Esas bu isimlerden bazılarıdır.

Siz de her türlü dert ve sıkıntınızın izâlesi için Fatiha'yı okuyup, "Rabb'im, işte bu Sûre Kâfiye'dir. Senin izin ve inayetinle her derde yetebilir. Sen Kâfisin. Okuduğum şu sûre hürmetine dert ve sıkıntılarım hususunda bana yardımcı ol." diyebilirsiniz.
 

Fethullah Gülen    
19.04.2002

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

21/11/2008 · Kategori: Kirik Testi

Düşünce Ufkunun Mihrabı

Ben yetiştiğim çevrenin de sevkiyle bütün tasavvuf büyüklerine karşı derin bir saygı, alaka ve sevgiyle büyüdüm. Onların isimlerini sürekli dualarımda zikrettim; himmetlerini umdum. Fakat, buna rağmen, selef-i sâlihînin eserlerini okurken tenkit edebileceğim yerler gördüm. Çok istifade ettiğim bazı kitapları okurken bile kritiğe tabi tuttuğum noktalar oldu. Çoğu zaman sevgi ve saygı anlayışıma çarpan tenkit düşüncesi parçalanıp kırılsa da kafama takılan mevzular oldu.

Fakat, Bediüzzaman'ı çok farklı gördüm. O, acayip kılığı, garip kıyafeti, farklı hali ve çağın tuhaflığı içinde gizlemiş kendisini. O, düşünce ufkunun mihrabı gibi bir insan. İnsan, düşüncede mihraptan başkasına yönelirse kıbleden dönmüş gibi olur. Ama neylersiniz ki, yüzünü Batı'ya çevirmiş dünya kadar yerli, evlerinde ve hemen önlerindeki bu kıbleye sırtlarını dönmüşler. Anlaşılamayacak bir alakasızlıkla ondan mahrum kalmışlar.

 

Fethullah Gülen    
19.04.2002

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

21/11/2008 · Kategori: Kirik Testi

Biz Gönülden İnandık mı?

Bazı müminler, meydana gelen hadiselerin şokuyla bazen kaderi ilâhîyi tenkit işmam eden düşüncelere giriyor; yakışıksız sözler söylüyorlar. Amerika'da meydana gelen 11 Eylül hadisesinden sonra terörün Müslümanlara fatura edilmesi ve inanan herkesin maznun haline gelmesi üzerine de aynı yanlışlığa düşenler oldu. Benim saygısızlık olmasından korkarak ağzıma alamayacağım bir takım sözlerle bazı ayet ve hadis-i şerifler hakkında şüpheler dile getirildi. "Biz böyle ummuyorduk.. ümid ediyorduk ki, Müslümanlar da dünya düzeni adına söz sahibi olsun, ezilmesin.. bekliyorduk ki, salihlere yapılan vaadler yerini bulsun." türünden itiraz ve şüpheler seslendirildi. Ye's bataklığına düşüldü.

Evvelâ, yeis her hayırlı işin önünde bir engel, bir mânidir. Şartlar ne olursa olsun müminler ümitsizliğe düşmemelidir. Onlar bilmelidir ki, Cenâb-ı Hakk'ın ekstra lütufları da olur. Şimdiye kadar ki pek çok hayırlı ve bereketli iş, sırf bir lütfu ilahî olarak gerçekleşmiştir. Müminler kendi vazifelerini edâ ederlerse, Allah Teâlâ lütuflarını kesecek, onları yüzüstü bırakacak değildir.

Fakat, bir büyük misyonun hakîkî temsilcilerine takdir edilmiş bir plaket, bir madalya ya da bir lütuf o temsilcilerden başkalarına verilmez ki. Şampiyonluk madalyası ipi ilk göğüsleyene takılır. Eğer biz hakîkî imanı elde etmiş ve imanın gereğini yerine getirmiş olsaydık, has müminler için takdir edilen mükafatı elde edebilirdik. Küçük bir kısmı istisna edecek olursak, bugünün Müslümanları olarak bizler taklitte takılıp kaldık, tahkîke ulaşamadık. Pek çoğumuzda bir çeşit iman problemi var. Biraz temkinli konuşmaya çalışsam da demeden edemeyeceğim malesef büyük bir çoğunluğun şöyle böyle ve azbuçuk da olsa iman problemi var. Mektepte, tekkede, medresede ve hatta Kâbe'de tavafta da olsak bazılarımızın iman problemi var.

Oysa biz bütün düşünce, söz ve tavırlarımızı O'na göre belirlemeliydik. O'na göre davranmalı, sesimizi, sözümüzü O'na göre ayarlamalıydık.. O'nu görüyor ve duyuyor gibi yaşamalıydık. Recâizâde'nin bir yerde dediği gibi teşbihe takılmamaya dikkat ederek "Nerede ayakların yüzümü süreyim." duygusuyla dopdolu olmalıydık. Başımız desti Kudret tarafından okşanıyor gibi hissetmeli, fakat teşbih ve tecsime düşme korkusuyla hislerimize hakim olmaya çalışmalıydık. "Künhü Bâri, nâkâbili idrâktir." diyen Geothe'den daha ileri giderek, O'nun idrak edilemeyeceğini dille beraber kalbimizle ilan etmeli; ama gönüllerimizi de bir beyti Hüdâ olarak, Sahibi'nin nüzul eylemesi için daima hazır bulundurmalıydık.

Günümüzün müminleri tahkîki imana sahip olursa, hakîkî müminlere vadedilen nimetler, onlar için de geçerlidir. Yoksa, iman ve salih amel sırrına erememiş insanların nimet beklentileri ve ihsan ummaları sadece bir kuruntu ve ümniyeden ibaret kalır.

 

Fethullah Gülen    
19.04.2002

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

21/11/2008 · Kategori: Kirik Testi

Berzah İçin Zaman Kavramı Var mıdır?

Berzah, kelime itibarıyla, iki şey arasındaki perde, set ve engel demektir. Istılahî olarak ise; ölümden sonra ruhların kıyamete kadar kalacakları âlem, kabir âlemi, dünya ve ahiret arasındaki koridor, bir bekleme salonu mânâlarına kullanılmaktadır. Berzah, dünyayla âhiret arasında bir köprüdür.

Zaman kavramının söz konusu olmaması sadece Zâtı Ulûhiyet içindir. Zât-ı Ulûhiyet için zamanın söz konusu olmaması, Ezel ve Ebed şeklinde ifade ettiğimiz gibi evveli ve âhiri olmaması mânâsına gelir. Bu meselenin keyfiyetine aklımız ermez bizim; ihata edemeyiz, kavrayamayız onu.

Berzah için de bir zaman söz konusudur. Fakat, dünyevî kıstaslar yönüyle buradaki zaman değil de, oraya ve ahiret ölçülerine göre bir zaman vardır. Mahşerde de zaman vardır. Ahiret için bazen "zaman üstü" denmesi, insanın büyük ölçüde başına gelecek şeyleri orada görmesi açısındandır.

Ayrıca, hasta bir insanın geceyi kıvrana kıvrana, her dakikayı bir saatmiş gibi duya duya geçirmesiyle, çok yorgun yatan ve ne zaman sabah olduğunun farkına varamayacak kadar kesintisiz uyuyan bir insanın zamanı algılamaları da farklı farklıdır. Aynen öyle de, berzahta müminler namazlarını, Kur'an'larını, Allah (cc) yolundaki hizmetlerini, gönüllerine inşirah ve sürur verici birer enîs, birer dost olarak bulurlar. Cennete ait pencereler açılır; nazarlarına en lâtif sermedî manzaralar, güzel tablolar arz edilir ve cennetlerini seyredip dururlar. Dünyâda çirkin yaşayanlara gelince, onlar için temessüller de çirkin olur ve onlara cehennem gösterilir. Biri, Kıyâmet'in bir an önce kopmasını arzularken, diğeri hiç kopmamasını ister. Berzah âleminde Kıyâmet koptuktan sonra ne kadar kalınacağını ise ancak Allah (cc) bilir.

 

Fethullah Gülen    
19.04.2002

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

21/11/2008 · Kategori: Kirik Testi

Hatalara Hayat Hakkı Tanımama

Cenâb-ı Hak bizleri dinine hizmette dâim kılsın. Şu hayat yolunun neresinde bariyerler açılıp "haydi yolun dışına" denilecek belli değil. Bir-iki dakika içinde, "Sizi dışarıya alıyoruz." diyebilirler. İnsan O'na giderken, kalbi O'nunla irtibat içinde, hizmet düşüncesiyle dopdolu olmalı ve hayırlı bir işle meşgulken gitmeli. Evet, hayatın bazı anları nuranî geçmemiş, kirli dakikalar da yaşanmış olabilir; fakat daha önce de ifade ettiğimiz gibi sonuç, akibet ve netice çok önemlidir.

Hani bazen, şimdilerde de çok konuşulan pişmanlık yasasını değerlendiriyorlar; zindanlık bir insan, "pişman oldum, iyi bir insan olmaya azm ü cezm ü kast eyledim" deyince onu pişmanlık yasasına tâbi kılıyorlar. Ahiretle alakalı mevzularda da böyle bir pişmanlık, affa vesile olabilir; fakat insan elinden geldiği kadar hayatında kirli bir sayfa bulunmamasına dikkat etmelidir. Bunu umumi mânâda kullanıyorum, ne zihnî, ne ruhî ve ne de hissî bir kirlenmeye fırsat vermemelidir. Ferdin hayatında, yaşama hakkı en az olan şeyler hatalar ve günahlar olmalıdır. Kul, tabiatı gereği bazen sürçse ve düşse de hemen kalkıp doğrulmasını bilmeli, sürçme ve düşme sürelerini en aza indirmelidir.

Kul kayıyorsa, bir inhiraf yaşıyorsa o mevzuda yapılması gerekli olan şey, hemen Allah'a yönelme, tevbe-inabe-evbe kulvarına girmedir. Kendisini affedebilecek bir Rabb'i olduğunu bilme, "Yine düştüm, yine sütü devirdim, bir daha yaramazlık yaptım; ama pişmanım ve hacâlet içindeyim." deme, içine düşülen kötü durumdan hemen uzaklaşmaya çalışma çok önemlidir.

Bu meseleyi çok tekrar etmemi garipsemeyin. Kendi akıbetim hakkında olduğu gibi, kardeşlerimin akıbeti hakkında da korkuyor, ürperiyor ve en hayatî mesele olan ebedî saadeti yakalama mevzuunda birbirimizi teyakkuza davet etmenin gereğine inanıyorum. –Hafizanallah- hiç kimsenin, mesela, birine bağırıp çağırırken, kin duyarken, kalben biraz kirlenmişken ölüme yürümesini arzu etmiyorum.

Belki Allah'ın hususî bir iltifatı vardır, O'nun yolunda başkalarından farklı gayret gösterenlere. Bunu da Üstad, Kur'ân talebelerinin imanla kabre girecekleri şeklinde müjdeliyor. Diyor ki, herkes birbiri hakkında duacı olduğundan dua külliyet kesbediyor.. Kur'an dairesindekiler sadece tek bir şahıs olarak dua etmiyor, milyonlar ağızlar şeklinde duaya duruyorlar. İhvânenâ, ehavâtinâ... (kardeşlerimiz, bacılarımız..) deyince ne seviyede olursa olsun, işin tam altına girmişlerin yanında, Kur'an hizmetinin kenarından köşesinden, bir ucundan tutmuş, "Sadece duayla bile olsa benim de payım bulunsun." diyen her insan o sözün içine girer.

Bir ikinci mesele de, asrın Kur'an tefsirinin verdiği ders-i marifetle iman-ı billah, insanın latifelerine öyle siniyor ve işliyor ki, -inşaallah- o eserlerle meşgul olanlara şeytanın eli ulaşamaz. Fakat o noktada mıyız, orada duruyor muyuz, duruşumuzun hakkını verebiliyor muyuz? İşte bunlar endişe verici şeyler. Bu iş samimiyet ister, vefa ister, sadakat ister ve ihlas.. illâ ihlas ister.

Hastalıklı halinde insan bunları daha derinden hissediyor.. hissetmeli de aslında. Paniğe, ölüm endişesine kapılacağına, -nasıl olsa yolculuk bir vak'a ve önü alınmıyor- o daracık hayat koridorunu veya hendeğini atlarken o atlama işini çok iyi değerlendirmeli. Bütün benliği ile Allah'a bağlanmalı ve böylece öbür tarafta temiz bir yere düşmeli.

 

Fethullah Gülen    
15.04.2002

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::